Yola Düşmekle Başlıyor Her Şey…

Yola Düşmekle Başlıyor Her Şey…

 

Dayanışma Gıda Tüketim Kooperatifi ürünlerini doğrudan üreticiden temin edebilmek için yıl içerinde birçok üreticiyle görüşüyor. Üretici dostlarımızla buluşup ürünler hakkında bilgiler alıyor, kooperatif fikri etrafında örgütlenmeleri için çaba sarf ediyoruz. Zeytin üreticileriyle görüşmek için zeytin diyarı Gemlik’e doğru yola düşüyoruz.

İlk ziyaretimiz Bursa’nın Nilüfer ilçesinde bulunan Elif Anne Anaokuluyla başlıyor. Hopa-Çay siparişlerini teslim ettikten sonra; anaokulu kurucusu emekli edebiyat öğretmeni Orhan öğretmenimizle çay deminde bir sohbete başlıyoruz. Gözünüzün alabildiğine boş bir araziye anaokulu temeli atmakla başlıyor, her şey. İlk temelin atıldığı, dört direğin olduğu fotoğraflara bakıyoruz. Aklımızdan köyün delisi olduğu geçiyor. Eşi, kardeşi ve dostlarıyla yoğun bir emeğin sonucu,  anaokulunun açılışını yapıyorlar. Amaç olarak; 12 Eylül 1980 darbesiyle bencil, doyumsuz, yorumsuz, sorgulamayan, sistemin esiri olarak yetiştirilen çocukların ve gençlerin yerine; bilimsel, demokratik, laik ve karma bir eğitim-öğretimle sorgulayan, üreten, paylaşan, özgür bireyler yetiştirmek. Duvarlardaki birbirinden güzel resimlere bakarken, çocukların savrulan kahkahaları, çığlıkları bize eşlik ediyor. Öğretmenimiz, inanmak ve inat etmenin emekle harmanlanmasıyla hayallerin gerçekleşeceğini anlatıyor, biz görüyoruz. Hopa-Çay dağıtımı için gittiğimiz yerde, karanlık bir geleceği örmeye çalışanlara inat aydınlık yarınların ilmek ilmek örüldüğüyle karşılaşıyoruz.

Dayanışma kooperatifi ve Hopa-Çay kooperatifinin gönüllüleri olduğumuzu anlatıyoruz. Sermayenin her şeyi pazara sunduğu, metalaştırdığı bu vahşi dönemin üstesinden dayanışarak ve alternatif yaşam nüveleri inşa ederek mücadele etmek gerektiği üzerine fikirlerimizi paylaşıyoruz. Hopa-Çay kooperatifinin örgütlenmesi için arkadaşlarımızın yoğun emek harcadığını köy köy, kapı kapı gezerek kooperatif fikrini örgütlediklerini, 4000’e yakın üreticinin kooperatif çatısı altında örgütlendiği bilgisini veriyoruz. Çay üreticilerinin kendi ürünlerine, emeklerine sahip çıkarak,  piyasa dayatmaları dışında alternatif bir üretim ilişkisi kurmaları öğretmenimizi heyecanlandırıyor.  Üretim-dağıtım ağının gönüllüleri olarak, memleket genelinde ekonomik, sosyal ve politik bir alternatif yaratmak için mücadele ettiğimizi ve bunun bir parçası olması için öğretmenimize davette bulunuyoruz.

Heyecanımızı paylaşan öğretmenimiz, Çağdaş Eğitim Kooperatifi’ni (ÇEK) anlatıp bizi tanıştırmak için önümüze düşüyor. Çağdaş Eğitim Kooperatifi’nin 3 Mart eğitim kurumlarının bulunduğu kampüse gidiyoruz. Okul müdiresi, Nejla öğretmenin odasına girer girmez hoş bi sohbete başlıyoruz. Sanki yıllardır tanış gibiyiz. Utangaç muhabbetler yapılmıyor. Paranın söz konusu olmadığı, dayanışmanın esas olduğu kooperatif fikrinden yola çıkarak eğitim kooperatifinin kuruluşunu, faaliyetlerini ve burs verdikleri kız öğrencilerden heyecanla bahsediyor. ÇEK kurucuları hiçbir karşılık beklemeden eğitimde taraf olmayı seçmişler. Anaokulundan üniversiteye kadar çağdaş, demokratik, bilimsel ve laik eğitim-öğretimi hedef olarak belirlemişler. Biz de bugünün karanlığına karşı, yarının aydınlığını örgütleyen nüvelerin kendi aralarında da dayanışmasının gerekliliğini paylaşıyoruz. İnatçı, emektar, güzel insanlarla tanışmanın mutluluğunu yaşıyoruz, kalabalıklaşıyoruz. Tekrar görüşmek üzere sözleşip yola koyuluyoruz.

Gemlik, Katırlı köyünden zeytin üreticisiyle görüşmek üzere, Gemlik Köylü Zeytin Hal’ine geçiyoruz. Zeytin üreticisini beklerken, çay ocağına oturuyoruz. Çay ocağının genç işletmecisi Nazım ile tanışıyoruz. Adını babası koymuş, çok da yakışmış.  …Nazım güzellemesi. Nazım’ın babası masamıza oturup, söze 12 Eylül 1980 darbesiyle başlıyor. Seksen öncesi birçok köyün birlik içerisinde imece usulüyle üretim yaptığını dayanışmanın, paylaşmanın ve birbirlerine sahip çıkmanın güzelliklerini hasretle anlatıyor. Bugünü anlatmaya başladığında gün kararıyor. Öyle köyler kalmadı artık, hepsi zeytin tüccarlarının eline bakar oldu. Kendisinin de zeytin üreticisi olduğunu ve tüccarlar tarafından dolandırıldığını, yeni yeni toparlandığını anlatıyor. Üreticinin, ürünü hakkında söz ve karar sahibi olabilmesinin örgütlenmekten geçtiğinin farkında Nazım’ın babası. Üretici ve tüketici arasında tefecilerin, tüccarların olmadığı üreticinin emeğinin karşılığını aldığı, tüketicinin menşeini bildiği ürünlere ulaşabilmesi için kooperatif örgütlenmesinin önemini paylaşıyoruz. Nazım’ın babası bize güvendiğini, inandığını belli edercesine zeytin hakkında bilinmesi gerekenleri anlatıyor. Hal’de bulunan üreticiler ve tüccarlar hakkında bilgi veriyor. Zeytin üreticisi geldiğini bildiriyor. Kalkmak için müsaade isteyip, hesabı ödemek için Nazım’ın yanına gidiyoruz. Nazım, tüm ısrarımıza rağmen çay ücretlerini almıyor. Nazım ve babasıyla aynı fikirleri paylaşmanın samimiyetiyle yeniden görüşmek üzere vedalaşıyoruz.

Zeytin üreticisiyle buluşup zeytinlerini tadıyoruz, hoşumuza gidiyor. Hem kendi zeytinlerini pazarlıyor hem de köylüden topladığı zeytinleri sattığını söylüyor. Küçük çiftçilerin desteklenmesi diye çıktığımız yolda karşımıza çıkan durumdan rahatsız oluyoruz. Kooperatif, dayanışma, örgütlenme lafı edemiyoruz, dinlemiyor. Mesafeli davranıyoruz. Hem üretici hem de tüccar olan kişi anlatıyor; İstanbul’da büyük restoran ve kafelere ben zeytin veriyorum. Zeytinlerim çok kaliteli, tamamen organik diye devam ediyor. Birbirimize bakıyoruz ORGANİK! Üretim ve tüketim aşamasında “organik” sözcüğü giriyorsa dikkatli olunmalı, özellikle tüketicilerin çok daha dikkatli olması gerekiyor. Pazarlama aracı olarak kullanılan “organik” sözcüğünün bir satış stratejisi olduğu unutulmamalı. Pıtrak gibi çoğalan “organik” gıda satış mağazalarının, sitelerinin artışı bunun bir göstergesi diye düşünüyoruz. Yakında  “has organik”, “en organik”, “hakiki organik” gibi pekiştirmelerle pazarlamaya başlayacaklar. Dayanışma gıda tüketim kooperatifi olarak; köylü tarımının örgütlenmesi ve küçük çiftçilerin desteklenmesi gerektiğine inanarak, menşei belli olan, mevsiminde, doğal gıda dağıtımı yaparak bu örgütlenmeyi büyütmeye çabalıyoruz.

Son durağımız, Bursa Orhangazi ilçesinde zeytin üreticisi emekli öğretmenimizin zeytin bahçesine doğru yola çıkıyoruz. Sabit öğretmen eşiyle beraber bizi karşılıyor. Çayımız demlenene kadar, sabit öğretmen bize bahçeyi gezdiriyor. Ölmez ağaçları arasında dolaşıyoruz. Dallar meyvelerini taşıyamıyor. Sabit öğretmen, ilerlemiş yaşına rağmen üretiyor, mücadele ediyor ve zeytinlerine çocukları gibi bakıyor. Dayanışma kooperatifi örgütlenmesini biliyor ve destekliyor. Köylülerin toprağına, ürününe sahip çıkmamasından dert yanıyor. Orhangazi ilçesinde yandaşlara peşkeş çekilen 2B arazi satışlarına karşı tek başına davalar açıp toprağına, doğasına, geleceğine sahip çıkıyor. Zeytin ağacı inadı bu, dibinden kesilse bile yeniden filizlenip, meyve veriyor.


Sabit öğretmen Nazım’ın şiirini hatırlatıyor bize;

“Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından”

Sabit öğretmenimizle dostluğumuz ve mücadelemiz büyüyecek hem doğanın talanına karşı omuz omuza verip doğamıza sahip çıkacağız hem de el ele verip birlikte üreteceğiz.

 

Cebimizde bir avuç ölmez ağacı tohumu; gün boyu biriktirdiğimiz umudun, inadın, dayanışmanın, emeğin simgesi…

Bu Yazıyı Paylaşmak İster misiniz ?
E-Bülten